| Amberin Zaman | ||||||||
|
||||||||
|
| Başörtülü kadınların sesi |
|
Sevgili
okuyucularım. Başörtüsünü bahane ederek her türlü hukuksuzluğa,
adaletsizliğe, ve istismara imza atılan bu günlerde bir de başörtülü
kadınların kendileri ne diyor? Hiç onlara kulak verdik mi? En son
Van’da üniversite kampusuna bile sokulmayan, onurları incitilen
başörtülü genç kızlarımızı gerçekten düşünen var mı acaba? Gözümün
içine baka baka başörtülü milletvekili hanımlarının “Designer” (marka)
çantalarını göğüslerine bastırarak “bir metre kare bez parçası için
değer miydi” diye AKP’li kocalarının yakında buharlaşacak olan
statülerine ağlayanları hayretle izlerken, kadim dostum Başkent Kadın
Platformu üyesi ve ilahiyatçı Dr. Hidayet Şefkatli Tuksal’ın bana
ulaştırdığı açıklamayı sizlerle paylaşmak istedim. Bilmeyenler için
özetleyecek olursak, Platform özünde başörtülü kadınların sorunlarını
dillendirmek için oluşturulmuş ama hızlı bir şekilde tüm mağdur
kesimlerle el ele veren demokrat özgürlükçü hareket halini almış bir
oluşum. Cesurlar, erkeklere kök söktürüyorlar, mülteci Iraklı
kadınlara kucak açıyorlar, Somalili ailelere gıda yardımı
yapıyorlar. Yazıyorlar, tartışıyorlar, mizah anlayışları da süper. Bu
kadınları çok seviyorum, sayıyorum. İyi ki varsınız diyorum. Başkent Kadın Platformu Basın Açıklaması Metni: “Yaşananlar yeterince açık! On yıllardır kendimizi savunmaktan yorulduk! Bizler, bu ülkenin ‘başlarını örten’ kadınlarıyız! Kültürlerin, dinlerin, ırkların ‘Anadolu’su olan bu topraklarda yaşanmış sevinçlerin ve kederlerin mirasçısıyız. Damarlarımızda bütün ırkların kanını, dilimizde bütün dillerin kelimelerini, yaşamımızda bütün kültürlerin cümbüşünü taşıyoruz ve böyle olmaktan memnunuz! Bizler, bu ülkede ve bu gezegende barış ve huzur içinde yaşamak istiyoruz! Okumak, çalışmak, üretmek, sevmek, sevilmek, saygı duymak ve saygı görmek istiyoruz! Bizler başörtülü kadınlarız ve başörtülerini seven kadınlarız ama başörtüsünden ibaret değiliz, başörtülerimizin altında birer kafa, zihin, yürek ve beden taşıyoruz; bunun fark edilmesini istiyoruz. On yıllardır yaşadıklarımız bize eşitliğin ve özgürlüğün değerini öğretti; bu bilinçle herkes için en yüksek standartlarda özgürlük istediğimizin bilinmesini istiyoruz! Bizler birilerinin maşası, kölesi, ajanı, payandası değiliz; bizlere gizli veya açık bu sıfatları yakıştıran ve bu sıfatlar üzerinden korku politikaları üreten kişilerin ve kurumların kişilik haklarımıza yönelik pek çok suçu bir arada işlediklerini düşünüyoruz. Ancak suçun bu kadar sıradanlaşması ve normalleşmesi hatta çoğu zaman adalet ve güvenlikten sorumlu mercileri işgal eden kişiler tarafından işlenmesi karşısında şaşkın ve çaresiziz. Kendi acılarımızı çekerken başka acılara sessiz kalmayı içimize sindiremiyoruz. Van’da araçlardan indirilen başörtülü öğrencilerin acısı içimizi ne kadar yakıyorsa, geçtiğimiz günlerde bıçaklanarak öldürülen travesti Sisi’nin, Hasdal Askerî Cezaevi’nde ağır işkenceye maruz bırakılan vicdani redci Mehmet Bal’ın, Nevruzları mateme dönüştürülen Kürt vatandaşlarımızın ve güvercin tedirginliği ile kurşunlara kurban giden Hrant Dink’in acısı da içimizi o kadar yakıyor. Biz, azınlık çoğunluk demeden, hepimize bu ülkeyi, bir arada barış ve huzur içinde yaşamayı çok gören o ‘mihrakları’ iyi tanıyor ve iyi biliyoruz. Ve o mihraklara diyoruz ki: Bizler, çeşitli farklılıklarımızla her birimizi düşman ve tehdit ilan ettiğiniz bütün sade vatandaşlar, sizin oyunlarınızın, bozgunculuğunuzun farkındayız. Ve biz, kendi gücümüzün ve sizin güçsüzlüğünüzün de farkındayız. Düştüğünüz paniği görüyoruz. Çığırtkanlığınız, darbeleriniz, aşırı güç kullanımınız sizi ele veriyor. Ama şunu bilin ki biz birbirimizi seviyor ve sizlerden korkmuyoruz! Çektiğimiz her eziyeti daha özgür ve daha demokratik bir Türkiye için ödediğimiz bedeller olarak görüyor, çabamızın sonuçsuz kalmayacağına inanıyoruz. Ne mutlu bu çabaya ortak olanlara! Ne mutlu özgür ve demokrat bir Türkiye’ye inananlara!” (Ankara, 10 Haziran 2008) 13.06.2008 |





